21 Mart 2014 Cuma

2012 YILI NİŞANTAŞINDA


31 Aralık 2011’de İstanbul’da iyi bir soğuk ve yağmur vardı ama bunlar çılgınlık yapmamızı engelleyemedi.
Akşama doğru Yasemin’in yüzüne baktım. Hasta olduğu her halinden belli oluyordu. Bir baş ağrısı vardı son günlerde, tansiyondan mı veya başka  bir nedenden mi anlayamadık. Evde çok sıkılmıştı. Yıl  başını evde karşılamak istemiyordu. Hazırlandık, dışarıya çıkacaktık. Şemsiyelerimizi aldık. Kalın giyindi ve çıktık. Artık kararımızı vermiştik Nişantaşı’na gidiyorduk. Arabayla gidelim önerisini Yasemin kabul etmedi. Otobüsle Şirinevler’e oradan da metrobüsle Mecidiyeköy’e gidecektik. Otobüse bindik. Benim aklım Yasemin’de hep yüzüne bakıyorum. Şirinevler’de metrobüs durağında kalabalığı görünce evden çıktığıma pişman oldum.
Metrobüste yine gözüm Yasemin’de o ise hiçbir tepki vermiyor. Ayaktayız, içim içimi yiyor. Artık Mecidiyeköy’e yaklaşıyoruz. Dışarıda yağmur var. Yağmurda yürümeye başlıyoruz. Ceyhun acıktığı için bir lokantaya giriyoruz. O karnını doyuruyor. Ben ise en yakın hastane neresi diye düşünüyorum. Sonunda kalkıyoruz. Yürümeye devam, hedef Nişantaşı, Yasemin sık sık tuvalete gidiyor. 14 olan tansiyonunun düştüğünü hissediyorum. Çıkınca artık dayanamayacağını söylüyor. Hemen bir taksiyle Şişli Etfal Hastanesi’ne gidiyoruz. Hastanenin acil servisi ana baba günü yeşil odaya yönlendiriliyoruz. Fakat sıra var. Sarı odaya dalıyorum. Doktordan bir rica, hemen getir diyor. Yasemin’e bir iğne   bir tomografi, kendini daha iyi hissediyor. Artık ver elini Nişantaşı..
Nişantaşı ışıklarla bezenmiş, görsel malzemelerle güzelleştirilmiş ve bir sahneden bol bol müzikler çalıyordu. Erkekler ve kadınlar çok şık giyinmişlerdi. Özellikle gençlerin mini etek giymelerine çok şaşırttık. Bu yağmur ve soğukta üstelikte bu kadar insan içine çıkmak çok korkusuzcaydı. Biraz araya karıştık. Fotoğraf çektik ama herkesin elinde bir bira olması bizi rahatsız ettik. Aradan çıktık. Artık geri dönme zamanıydı. Yağmur altında Mecidiyeköy’e kadar yürüdük. Oradan metrobüse bindik ve Şirinevler’de indik. Saat 1130 idi. Otobüsü bekledik fakat gelmedi. Bir taksiye atladık. Eve geldik. Saat tam 12.00’da Ceyhun’u öptüm. Yasemin’e sarıldım. Her tarafta havai fişekleri patlıyordu. uykum geldi. Onları seyrettim. Tv karşısında Leydi Gaga’ya bakarken uyudum.

Sabahleyin uyandığında artık 2012’deydim. İstanbul’da ilk yılbaşı bu şekilde geçmişti. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder