31 Aralık 2011’de İstanbul’da iyi bir soğuk ve yağmur vardı ama bunlar
çılgınlık yapmamızı engelleyemedi.
Akşama doğru Yasemin’in yüzüne baktım. Hasta olduğu her halinden belli
oluyordu. Bir baş ağrısı vardı son günlerde, tansiyondan mı veya başka bir nedenden mi anlayamadık. Evde çok
sıkılmıştı. Yıl başını evde karşılamak
istemiyordu. Hazırlandık, dışarıya çıkacaktık. Şemsiyelerimizi aldık. Kalın
giyindi ve çıktık. Artık kararımızı vermiştik Nişantaşı’na gidiyorduk. Arabayla
gidelim önerisini Yasemin kabul etmedi. Otobüsle Şirinevler’e oradan da
metrobüsle Mecidiyeköy’e gidecektik. Otobüse bindik. Benim aklım Yasemin’de hep
yüzüne bakıyorum. Şirinevler’de metrobüs durağında kalabalığı görünce evden
çıktığıma pişman oldum.
Metrobüste yine gözüm Yasemin’de o ise hiçbir tepki vermiyor. Ayaktayız,
içim içimi yiyor. Artık Mecidiyeköy’e yaklaşıyoruz. Dışarıda yağmur var.
Yağmurda yürümeye başlıyoruz. Ceyhun acıktığı için bir lokantaya giriyoruz. O
karnını doyuruyor. Ben ise en yakın hastane neresi diye düşünüyorum. Sonunda
kalkıyoruz. Yürümeye devam, hedef Nişantaşı, Yasemin sık sık tuvalete gidiyor. 14
olan tansiyonunun düştüğünü hissediyorum. Çıkınca artık dayanamayacağını
söylüyor. Hemen bir taksiyle Şişli Etfal Hastanesi’ne gidiyoruz. Hastanenin
acil servisi ana baba günü yeşil odaya yönlendiriliyoruz. Fakat sıra var. Sarı
odaya dalıyorum. Doktordan bir rica, hemen getir diyor. Yasemin’e bir iğne bir tomografi, kendini daha iyi hissediyor.
Artık ver elini Nişantaşı..
Nişantaşı ışıklarla bezenmiş, görsel malzemelerle güzelleştirilmiş ve bir
sahneden bol bol müzikler çalıyordu. Erkekler ve kadınlar çok şık
giyinmişlerdi. Özellikle gençlerin mini etek giymelerine çok şaşırttık. Bu
yağmur ve soğukta üstelikte bu kadar insan içine çıkmak çok korkusuzcaydı.
Biraz araya karıştık. Fotoğraf çektik ama herkesin elinde bir bira olması bizi
rahatsız ettik. Aradan çıktık. Artık geri dönme zamanıydı. Yağmur altında
Mecidiyeköy’e kadar yürüdük. Oradan metrobüse bindik ve Şirinevler’de indik.
Saat 1130 idi. Otobüsü bekledik fakat gelmedi. Bir taksiye atladık. Eve geldik.
Saat tam 12.00’da Ceyhun’u öptüm. Yasemin’e sarıldım. Her tarafta havai
fişekleri patlıyordu. uykum geldi. Onları seyrettim. Tv karşısında Leydi
Gaga’ya bakarken uyudum.
Sabahleyin uyandığında artık 2012’deydim. İstanbul’da ilk yılbaşı bu
şekilde geçmişti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder