21 Mart 2014 Cuma

BİR SEN EKSİKTİN YALOVA

Sabahleyin uyandığımda göz ucuyla dışarıya baktım, hafif bir yağmur yağıyordu. Eyvah dedim içimden Yalova seyahati iptal olacak. Sonra düşündüm ve umudunu kayıp etme dedim. Daha saat 11’e çok var dedim ve yorganı başıma çektim.
Gezi için her zaman bir bahane bulunur.  Bugünkü bahanemiz Yalova’da bulunan bir termal tesisi gezmek hem de bu gezi tamamen bedava..
14 Mart saat on bire çeyrek kala artık hazırız, son zamanlarda bizde moda oğlumla birlikte seyahat etme. Yine beraberiz. Annesi bizi 212 alışveriş merkezi önüne bıraktı. Gökyüzünde yoğun bir şekilde kara bulutlar var.  Hava soğuk kalın giysilerimizi aldık. Üç minibüs bizi bekliyor. Aileler yavaş yavaş geliyor. Ve saat 11.15’de hareket ediyoruz. Arabada bizimle birlikte yedi aile var. Yanlarına küçük çocuklarını aldılar. Hareket eder etmez ağlamaya başladılar. Ne insanlar var diye hayret ettim.  Tem yolundan Kadıköy istikametine doğru hareket ettik. Arabanın radyosu hızlı Ankara havaları çalan Seymen radyosuna ayarlı olduğu için bol oyun havaları içerisinde yolculuğumuz devam etti. Ancak genç sürücümüz araba hareket eder etmez telefonla konuşmaya başladı. Araplar gibi gırtlaktan kelimeleri söylemesi ve elini bırakıp hızla giden aracı dizi ile kontrol etmesi sinir katsayımı yükseltti. Ama sesimi çıkartmadım. Çevreyi seyretmeye ve yolları öğrenmeye çalışıyordum.
İstanbul’a yenibahar gelmişti. Sitelerin, apartmanların ve yolların araları yeşilleniyor. Ama evler doğayı neredeyse tamamen istila edecek.  Yine otoyollar otların, çiçeklerin büyümesine engel oluyor. Yollar üzerindeki viyadükler yüksekten manzaraya bakmayı sağlıyor.  Karşımıza bir anda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü geldi.  Köprüden yalıların görünüşü muhteşem. Boğazda gemiler nazlı birer kuğular gibi dolaşıyorlar. Köprünün hemen karşısında “Asya kıtasına hoş geldiniz”  levhası bizi karşılıyor.
Yollar gitmekle bitiyor. Biz Kocaeli’ne doğru hızla gidiyoruz. Manzara hep aynı evler, apartmanlar ve alışveriş merkezleri.  Ara sıra yeşillikle parklarla karşılaşıyoruz. Ve sonunda Eski hisar sahiline geldik.  Aracımızı feribotla karşı sahile geçireceğiz. Belki de gezimizin en güzel yanı burası olacak. 60 tl’yi sürücü ödedi. Hemen feribota yaklaştık ve araç feribotta yerini aldı. Yıllarca Kıbrıs’a arabamla giderken çektiğim eziyet aklıma gelince içimden aferin dedim, bu iş demek ki istense bu kadar basit olabiliyor.
Deniz yolculuğumuz  yoğun  kara bulutlu bir havada başlıyor.  Hafif bir rüzgar içimizi ferahlatıyor. Oğlumla yukarıdaki kantinden bir şeyler atıştırıyoruz. Benim en çok sevdiğim denize bakarak çay içmek için bir çay alıyorum ve denizi seyrediyorum.  6 yıl önce Kıbrıs’a giderken Kıbrıs’ın ilk önce Beşparmak Dağlarını görürdüm. Burada sanki o anı yaşıyordum. Ancak Yalova tarafındaki  dağlar Beşparmak Dağları kadar yüksek değil. Olsun maziyi yaşamak beni mutlu etti. Denizde hızla ilerliyoruz. Birden rüzgar arttı. Fırtına çıktı. Oğlum uçma denemeleri yapmaya başladı. İnce ince bir dolu yağıyordu dolu dolu. Artık içeri kaçma zamanı gelmişti. Zaten Topçular’a iyice yaklaşmıştık. Bizde minibüsümüze gittik.
Topçulardan sahile  çıktık ve hızla Yalova’ya doğru hareket ettik.  Yalova düz deniz kenarı olan tipik bir Anadolu şehri.  Yoğun bir yağmur var. Bulutlar yere çok yakın. Ağaçlar yapraklarını ve çiçeklerini yeni yeni açıyor. Yollar yağmur nedeniyle çamurlaşmış vaziyette. Yalova içerisinde Çınarcığa doğru hareket ediyoruz. Oradan Termal yazan kısma döndük. Etraf yemyeşil. Ama tadını çıkaramıyorum. Şoförümüz  durmadan cep telefonu ile konuşuyor. Bende hemen yanında oturduğum için her an direksiyona müdahale edebilecek şekilde duruyordum.  Bu cep telefonu kullanma olayı toplumumuzda bir hastalık haline geldi. Bunu tedavi etmek gerekir.
Termal bir köy gibi etraf yeşil. Çamurlu yoldan gittik ve bir tesise geldik. Bir dağ başı henüz ortada bir şey yok. Üniversite öğrencileri,  Cumartesi, Pazar günü harçlıklarını çıkarmak için burada toplanmışlar ve pazarlama yapmaya çalışıyorlar. Yemek yedik ve bizimle pazarlığa oturdular. Fakat çok uçuk fiyatları bize çekici gelmedi. Kendimizi ellerinden zor kurtardık. Arabaya koşa koşa geldik. Yine aynı araca ve aynı yere oturduk.
Yağmur altında yola koyulduk. Yalova’yı seyir ederek hızla gidiyoruz. Yalova nüfusu 98400 olan ve denizden yüksekliği 5 olan bir şehir. Belediye Başkanının deyişi ile “İşimiz Gücümüz Yalova” slogan haline gelmiş burada. Sis iyice çökmüş ve yağmur artmış vaziyette, yağmurun artmasına nispet yaparcasına sürücümüz hızını daha da arttırdı. Hatta durmadan yolda kayar gibi devamlı şerit değiştiriyor. Neyse ki Topçular limanına geldik ve hızla gemiye hareket ettik. Gemiye binince hemen arabadan indik. Yağmur yağıyordu. Geminin üst katına çıktık ve yine bir şeyler atıştırdık. Denizi seyrettik. Karaya yaklaşınca minibüsümüze bindik ve  sahile çıkınca hızla yola koyulduk. Hava iyice kararmıştı. Hem akşam olmakta hem de yoğun kara bulutlar gündüzü bir anda geceye çevirmişti.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü geceleyin çok güzel görünüyordu. Köprü ışıkları romantik bir hava yaratmıştı. Ama hızla geçtik. Artık yağmura silecekler yetişmiyordu. Şoförümüz randevusuna geç kalmış gelin gibi hızla ilerliyordu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder